Ana içeriğe atla

Oje: Aslı Saklı Kelime

 Kelime Köşesi’nden bütün herkese mutlu, sağlıklı ve başarılı yıllar dileriz!

 

Dilimizde bir sürü güzellik terimi dilimize Fransızca’dan geçmiştir. Makyaj kelimesinin kendinde bile bu görülür. Vakti zamanında Fransız kültürünün dış görünüşe takıntılarını, sınıfsal durumlarını içlerinden ziyade dışlarıyla göstermeye çalışanları görmüş, bize o zamanlar yabancı olan bu kültürü ve terimleri de almış olsak gerek.

Bu kelimelerden birinin oje kelimesi olması beklenebilir. Şayet, dilimizde var olmasına rağmen çok da sık görülmeyen <j> harfinin varlığı, ve Büyük Ünlü Uyumu’na sadık olmaması bize kelimenin yabancı kaynaklı olduğuna işaret eder.

Ancak oje kelimesinin kökeni Fransızca olmasına rağmen, günümüz Fransızcası’nda bu kelime kullanılmamaktadır!

Oje denilen boyaya Fransızca’da günümüzde ‘vernis à ongle’ yani tırnak cilası/verniği denmektedir. O zaman oje kelimesi Fransızca’da kullanımdan düşmüş mü demek bu, yoksa hiç bu anlamda kullanılmamış mı?

Nişanyan’a göre kelimenin kökü Fransızca augée ‘kapçık içinde tutulan şey demek’. Fransızca bir kaynağa bakarsak, augée kelimesi bir taş ustasının kabındaki alçıya verilen isim. Adeta tuğla dizerken aralarına sürülen harç gibi. Bu harcın içinde bulunduğu kaba verilen isim de auge. Sondaki – ée çekimi içinde bulunma durumunu göstermekte.

Auge kelimesi ama ilginç bir şekilde bir mecazlama. Yani kimse ilk başta belirli bir mesleğin belirli bir kabında böyle özel bir isim koymamış. Aslında, her ne kadar nahoş olsa da auge kelimesi ‘hela kabı’ demek nihayetinde. Ortaçağ Avrupası’nda tesisat yokken insanlanların tuvalete çıktığı kaba verilen isim. Sonradan bu kelime, hayvanların yemek yiyip, su içtikleri yalağa iliştirilmiş. Mecazlama ile taş ustanın kapçığı olmuş.

Ne hikmetle bize geçişinde anlam kayması olmuş bilinmez, onun için tarihi kaynaklara bakmak gerek. Oradaki hikaye ne olursa olsun, günümüzde Fransızca’da kullanılmayan, Türkçe’de varlığını sürdüren bir kelime. O noktada belki diğer kelimeler kadar Türkçeleşmiş diyebilir miyiz?

 

İyi seneler....

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Şeker Kelimelerinin Tatlı Yolculuğu

Şeker , tarihi boyunca çok sevilen, dünyanın her yerinde tüketilen ama üretildiği bazı yerlerde beraberinde zorluklar, acılar getirmiş; kendisi tatlı, tarihi acı, ‘acı-tatlı’ bir bitkidir. Ortaçağlarda Hindistan’dan Avrupa’ya getirilen, ardından Atlantik’te, ve Avrupalıların yeni dünyayı keşfiyle Karayipler’de ve Amerika’da yetiştirilmiştir. Tarihinden de görüldüğü gibi, şeker antik çağlardan itibaren bereketli Hindistan’da üretilmektedir. Doğal olarak bitkiye verilen adın, Hint dillerinden birinden bütün dünyaya yayılmış olmasına şaşırmamak gerek. Evet doğru, gerçekten de neredeyse bütün dünya dillerine bir dilden geçmiştir şeker kelimesi. Aradığımız dil, zengin olduğu kadar köklü bir dil olan Sanskritçe’dir. Bu sefer önce kök dildeki şekline bakalım, ve ardından yayılışını takip edelim. Sanskritçe’de kök kelime शर्कर   śarkara  olarak karşımıza çıkıyor. śarkara  kelimesi, “çakıl, küçük taş” demek. Bu kelimeden türetilen śarkarala kelimesi ise “çakıllı kum, ka...

Suyun Tahammül Kuvveti

  Tahammül kelimesi Türk Dil Kurumu’ nun 2019 basım Türkçe Sözlük’üne göre şu anlamı içermektedir:                 ‘İnsanın kötü, güç durumlara karşı koyabilme gücü, kaldırma, katlanma’ (TDK Yayınları, Ankara, 2019) Bu kelimenin kökü, Arapça hml olup, bu kök ‘taşıma, dayanma, kaldırma’ anlamlarını içerir. Mastar vezninde başına –ta ekini alan bu kök, mecazi, ruhani bir ‘kaldırma’ anlamında Türkçe’de varlığı sürdürmekte.                 Aynı ‘kaldırma’ anlamı, kök isimleştiğinde başka bir kelime olarak karşımıza çıkıyor, hamal. ‘Kaldıran/taşıyan kişi’ anlamında, bu sefer anlamı pek de mecazi veya ruhani değil, somut bir kaldırmaktan sözedilmekte.                 Eğer bu isim dişi haline çevirilirse, ‘kaldıran/taşıyan kadın’ anlamı, dilimizdeki hamile...

Şemsiye Ne İşe Yarar?

  Hepimiz kullandığı, zaman zaman rüzgara kaybettiğimiz, ters yüz edilen, kırılan, ama yine de temel tasarımı yüzyıllara dayanan şemsiye. Dilimize Arapçadan geçmiş olan ‘şemsiye’, güneş anlamına gelen ‘şems’ kelimesinden türeme, dişi kalıpta bir kelimedir. Yani aslında temel amacı güneşten korumakmış gibi anlaşılıyor. Bunun şaşırtıcı olmaması gerek aslında, bugün yağmurdan korunmak için kullansak da, Arabistan’ın kızgın güneşi ve bulutsuz gökyüzünün altında, doğal olarak güneşten korunmak için şemsiye daha kullanışlıdır. Peki, öbür dünya dillerinde aynı oluşum geçerli mi? Bunu araştırırken şemsiye kelimesinin farklı karşılıklarıyla tanışacak, ve günümüz Türkçe’sinde, farklı anlamda kullandığımız bir kelimeyle karşılaşacağız. Latince’de ‘gölge’ anlamına gelen ‘umbra’ kelimesi, bugün birçok dildeki şemsiye kelimelerinin kökü olarak karşımıza çıkıyor. İtalyanca ‘ ombre llo ’, Amerikan İspanyolca ‘ s ombr illa ’, İngilizce ‘ umbre lla ’, Romence ‘ umbre lă ’, Arnavutça ‘ ombre l...